sana bakınca hep güzel şeyler geliyor aklıma, mesela para üstünü sakızla veren i̇smail bakkal, o bakkaldan aldığım patlayan şekerle leblebi tozu, sana bakınca babamı salıncak kurarken görüyorum, renkli boncuklardan bileklik yapıp kapımın önünde satıyorum, sana bakınca dedem kuş uçuruyor terasta, bayramda ışıklı ayakkabı giyiyorum, annem dizlerime yarabandı yapıştırıyor sana bakınca, ayfer topaç çeviriyor üst sokakta, ananemin kedisi dirilip bacaklarıma dolanıyor, sana bakınca korku filmleri ve kabuslar tedavülden kalkıyor,, sana bakmak hep çok aydınlık,, hep bi yaz sabahı, denizden çıkıp tuzlu suyla durulanmadan dondurma yemeye benziyor, akşam ezanına kadar bisiklet sürmeye, salçalı ekmeğe, ıslık çalabilmeye,,. sana bakınca çiçek topluyorum anneme, pazarda hiç kaybolmuyorum, karpuzu çekirdeğiyle yiyorum, sana bakmak tatlı, uyuşuk bi öğle uykusu,, avuç avuç yediğim dut kurusu,, sana bakmayı,, çok seviyorum.
sana bakınca saçlarım taranıyor, kalbim balkona çıkıyor,, saksılarımda rengarenk rüzgargülleri, kıpır kıpır sana ne zaman baksam.
öyle yoğun ki sevgin bağrımdaki elin elimdir
öyle yoğun ki uyuduğumda kapanan gözlerindir
dünya kalbimi çok yoruyor, kalbim de dünyayı yoruyor mudur acaba. yoruyordur muhakkak. peki şimdi ne olacak. durup durup. dünya delice dönerken, ben durup, ama hakikaten durup, evet bağlaçlardan sonra virgül koyup, sürekli bunu soruyorum. peki şimdi, ne olacak. ben bu kalple ne yapabilirim. dünya bu kalple ne yapacak. hep bu kadar güç mü olmak zorunda yaşamak. otuzumdayım handiyse. çok kolaydı belki ama hiç kolay değildi. benim dünyadan istediğim. yani benim gerçekten dünyadan istediğim. ıspanaklı pasta yapabileceğim çiçekli bi mutfak. bi bahçe ya da balkon mesela. ne bileyim. mantar desenli bi mutfak önlüğü belki. kedilerim sonra. telefonda kırgın bi ses duymamak. kimseyle küs uyumamak. mümkünse en sevdiğim yazarla tanışmak. mümkün değilse de darılmam dünyaya. onu okuma fırsatı sunduğu için teşekkür bile ederim. oysa dünya ne hoyrat. ne deli bi dalga ne yabani bir at ne yabanıl bir ot. saat sıfır üç sıfır dokuz, ben niçin bunları düşünüyorum. Allahım. dünyaya biraz insaf kalbime biraz yeşil çay ve temiz hava. yüzümü okşayan ve boğazımı sıkan el nasıl aynı olabilir ama. sırtımı sıvazlayan ve göğsüme yumruk atan. dünya bana güzel bi öykü borçlu sanıyordum bir zamanlar. öyleydi de belki fakat ben tüm haklarımdan feragat ettim. alacaklı olmak istemiyorum. yaşlanma fikrini sevmiyorum. uzun süren bi kabusu andırıyor. kabusları sevmiyorum. peki şimdi ne olacak diye sormayı. duru durup. peki şimdi ne olacak diye sormayı ve ben sorularıma cevap alamamayı da. sevmiyorum. burnumu çeke çeke ağlamayı dudaklarımı ısıra ısıra ağlamayı yüzümü kapatarak ağlamayı dizlerimi karnıma çekerek saklayarak rol keserek otobüse binerken caddede yürürken tuvalete gizlenerek öyle ya da böyle her koşulda her yerde ağlamayı hiç sevmiyorum. kendimi sevildiğime inandırmayı. sevgilerin birbirine benzemediğini sanmayı sevmiyorum. sevmemeyi sevmiyorum. kalbim yakamdan biraz düşsün istiyorum. yolun yarısı otuz beşse eğer sahiden öyleyse ama yani öyleyse. bu çok korkunç değil mi. otuz yıldır soruyorum ve müthiş yoruldum bi kırk yıl daha bu soru nasıl sorulur. dünya beni ıskalasaydı ne güzel olurdu.
kırılganlığın bütünüyle bir giysi olduğunu ve onu taşımanın ne kadar yorucu olabileceğini,